Rem Koolhaas

December 3, 2015

 Toplantıya diğerlerinden farklı olarak Rem Koolhaas’ın eserlerinden biri olan Casa da Musica’daki mekanların farklı bir şekilde kullanıldığı bir video ile başladık. Sonrasında Winy Maas ve Zaha Hadid gibi mimarların hocası olduğu ve onlara fikirlerini değil araştırma ruhunu bıraktığı belirtildi. Ofisinde araştırmaya hatta gerçekleşmeyecek olan projelere de önem verdiği ve bunlara büyük paralar harcaması Winy Maas’in The Why Factory’sine benzetildi. Rem bunu “sürekli değişimin yeni yollarını aramak” olarak belirtiyor. Mimar ve mimarlık teorisyeni olan Rem’in ilk yıllarda yaptığı geziler ve araştırmaların mimarlık kültürüne neler kattığı ile olan bağlantı konuşuldu. Binalarının birbirinden farklı olduğu ve bakıldığında “bu Koolhaas’ın binası” diyemediğimiz belirtildi.  Koolhaas’ın kentsel düşünürlülükle ilgili sözlerinden herkesin kentsel düşünür olabileceği belirtilirken mimarlıkla mimar arasında bağlantı sorgulandı. Sonrasında Rem’in Bordeaux’da tasarladığı evin bir videosu izlendi. Video, evdeki hizmetlinin gözünden binanın tanıtımını yapıyordu. Bu evle bağlantılı olarak engelli insanları da mimari yönden eksik bırakmamak için nasıl bir tutum içerisinde olmamız gerektiği konuşuldu. Onları ayrı olarak ele almaktansa diğer herkes gibi mekanın birer parçası olarak tasarımlarımızda birlikte değerlendirmemiz gerektiğini savunan düşünceler ortaya çıktı. Buradan tekrar Koolhaas’ın mimarlık kültürüne yaptığı katkılar konusuna geçildi. Onu anlamanın çok güç olduğu ama anlamamız gerektiği konusunda herkes hemfikirdi. CCTV binasına geçtiğimizde Rem Koolhaas’ın bu binanın kentin tüm noktalarına dokunan bir yapı olduğunu belirtmesi sözünden siluetle ilgili çok hararetli bir tartışmaya girildi. Gruptaki bazı kişiler binanın şehrin siluetine farklı bir dokunuş olduğunu düşünürken bir kısmı ise kendini kent düşünürü olarak gösteren Rem Koolhaas’ın bu binası ile kenti pek de düşünmediğini savundu. Siluetin ne olduğu, nelerin onu oluşturup nelerin bozduğunu düşünülmesine de ayrı bir parantez açıldı. Renzo Piano’da tartıştığımız gökdelen-düşey şehir kavramları bu bina için de tartışıldı. Şehir içine girip geçip başka bir noktaya ulaştığımız bir mekan ama gökdelen bir noktadan başlayıp aynı noktaya geldiğimiz bir bina. Bu ikisinin birleşimi bizlere düşey şehri nasıl elde ettirir konusunda geçen hafta tartışılmıştı ve bu tartışma CCTV binası için de yapıldı. CCTV binasını iki gökdelenin üstlerinden bağlanmış bir şekli olarak düşünüp(ki bu bizleri bir noktadan alıp artık başka bir noktadan çıkarma imkanı veriyor) bunun bir düşey şehre atıfta bulunabileceği düşünüldü. Buna benzer bir başka düşünce ise bu binanın dikey değil de yatayda inşa edilmiş şeklinin sirkülasyonunu dikeyde yorumlanmış olabileceği yönündeydi. Farklı malzemeler denemesi üzerine açılan bir konuda daha önce Educatorium binası üzerine araştırma yapmış olan bir arkadaşımız kısaca bu binasından ve bu binadaki malzeme seçme aşamasından bahsetti. Son olarak Seattle Merkez Kütüphanesi ortaya atıldı ve tasarım aşamasındaki diyagramların nasıl binaya dönüştüğü, bunun doğru olup olmadığı, bu yöntemin eksik ve faydalı noktalarına ve biçimin işlevi nasıl etkilediği konularına değinildi.

 

Katılımcılara Buluşmadan Önce Sunulan Kaynaklar

Katılımcılar

  • Furkan Filiz 

  • Macit Aslan

  • Sabit Engin

  • Oğuzhan Koral

  • Ali Furkan Kiracı

  • Ahmet Taha Atik

  • Hüseyin Kadıoğlu

  • Sümeyye Yıldız 

  • Eneshan Kavaklı

  • İzabel Melengiç

  • Merve Doğan

  • Melis Kaya

  • Muhammed Mansur Acuner

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Tanıtılan Yazılar

I'm busy working on my blog posts. Watch this space!

Please reload

Son Paylaşımlar

April 22, 2020

May 6, 2019

Please reload

Arşiv