Ludwig Mies van der Rohe

 

“Less is More…”

 

1886 yılında doğmuştur. 13 yaşında Bruno Paul adına çalışmaya başlamış, 1913 yılında kendi mimarlık bürosunu açmıştır. Mies, 1969 yılında vefat etmiştir.

 

Minimalizm mimari akımlar arasında önemli bir yere sahiptir. Mies van der Rohe, yaşamının sonuna kadar bu akım doğrultusunda birçok ürün vermiştir. Her ne kadar minimalizmi benimsemiş olsam bile minimalizmin hüküm sürmesi sakıncalı bir durum ortaya çıkaracaktır. Çünkü bu yalın üslupla verilmiş eserler her ne kadar güzel olsalar da sayılarının artması tekdüzeliğe sebebiyet verebilir. Kimse monoton bir şehirde yaşamak istemez. Zaten bakıldığında minimalist yapılar ile estetiğin ön plana çıktığı yapılar her ne kadar bir rekabet içerisinde gözükseler bile aslında onlar birbirini tamamlayan yapbozun iki parçalarıdır. Minimalist eserler bize estetiğin ne kadar yalın olabileceğini gösterdikleri gibi süslenmiş bir eserde eser sahibinin ne kadar çok emek harcadığını da gösterir. Yalnız bu söylemden minimalist eserlerin üzerine emek sarf edilmediği, herkesin altından kalkabileceği basit eserler olduğu yönünde bir fikre kapanılmamalıdır. Bir fikri oldukça yalın anlatmak da bir ustalıktır. Çoğu kişinin düşündüğü gibi minimalizm kolaya kaçmak değildir. Kullanılan her elemanın bir anlamı olmalıdır ve bu elemanlar oldukça az kullanılmalıdır. İş buraya geldiğinde ortaya çözülmesi güç bir denklem çıkmaktadır.

 

Ludwig Mies van der Rohe’nun yapılarında başlıca dikkati çeken “boşluk, hacim, uzay” kavramı, hemen hemen bütün yapılarında net bir şekilde görebiliyoruz. Kendisi yapıyı odalara bölmeyi sevmez. Yapılarına koyduğu duvarlar genel olarak bölücü duvar işlevli olup bu duvarlar hareket ettirilebilir. Gerektiğinde işleve yönelik olarak bölücü duvarlar kaldırılıp eklenebilir. Bu da fonksiyona göre mekânda çeşitlilik yaratır.

 

Çelik ve cam, Mies van der Rohe’un kullandığı malzemelerde başı çekmektedir. Tüm bunlar ele alındığında şüphesiz ki akla gelen ilk yapı Mies’in Farnsworth Evidir.

 

Farnsworth Evi

 

Farnsworth evi 8 çelik çubuk üzerine oturmuş platormdan oluşmuştur. Mekânlar arası bölücü duvarları kullanmamış, sadece ıslak hacimde kullanılan duvarların varlığı söz konusu.

 

Yapıda iç mekânı bölen duvarların oldukça az olması ve dış cephenin komple cam olması, insanı yapının çevresindeki doğal ortamla bütünleştiriyor. İnsanı bu denli doğanın içinde hissetren bu yapıda Mies’in doğaya ne kadar saygılı olduğunu da gösterir. Çünkü ev ağaçların arasına ustaca yerleştirilmiş, çevreye dokunulmamış. Dış cephesi komple camdan oluşması akıllara mahremiyet sorununu getirse de yapının oldukça büyük ve boş bir arazinin ortasında yer almasıyla mahremiyet açısından bir sorun teşkil etmeyeceği kanaatindeyiz. Bizi en çok etkileyen bir diğer şey ise hareketli iç duvarlar. Büyük bir parti mi verilecek, salon büyüsün! Kullanıcı sayısı mı art, hadi yeni odalar oluşturalım…

 

Barselona Pavyonu

 

Dışarıdan bakıldığında bir fuar yapısından çok bir konut yapısına benzeyen bu yapıda en çok dikkatimizi çeken şey özellikle, Mies’in kullanmayı oldukça sevdiği hareketli iç duvarlarda kullanılmış özel işlenmiş mermerlerdir. Pavyonun çatısını taşıyan sekiz kolon, planlamada bize serbest bir plan çözümü sağladığını görmekteyiz. Bu özellik bize duvarların taşıyıcı bir görevinin olmadığını anlatır. Bu sayede pavyonun iç mekân düzenlemesinde serbestliği, ferahlığı, değişebilirliği ifade eder. Bu serbest plan, yapıda iç ve dış mekân arasındaki sınırları kaldırmaktadır. Böylelikle yapıya mekânsal bir bütünlük katmış olduğunu gözlemleyebiliriz. Yine Farnswoth evinde de incelediğimiz gibi bölücü duvarların fonksiyona göre değişebilirliği gözden kaçmamaktadır.

 

Sonuç olarak diyebiliriz ki Mies van der Rohe bir işin en ince detayına kadar özen gösteren bir mimardır. Mimar tasarladığı evlerde ve mobilyalarda bu düşüncesini bize hissettirir. Bu Farnsworth Evi ve Barselona Pavyonunda çok net bir şekilde görülmektedir. Günümüzde bu şekilde tasarımların olmaması betonlaşmış şehirlerin olmasına sebebiyet vermektedir. Her ne kadar bir gereksinim olarak artan nüfustan dolayı aşırı bir kentleşme olsa da bu kentleşmenin denetim altında olması ve Mies van der Rohe’un tasarladığı yapılar gibi doğayla ile bütünleşmiş yapılara sahip kentlerin oluşması için çalışılmalıdır.

 

Trakya Topluluğu Ludwig Mies van der Rohe Buluşması (2018) Resim © Mimarlar Ne Der +?

 

Katılımcılara buluşmadan önce sunulan kaynaklar:

 

  • v3.arkitera.com/diyalog.php?action=displaySession&ID=43&aID=305

  • https://www.homify.com.tr/yeni_fkirler/558964//enl/e-mimar-ve-

  • tasarimcilardan-oegrendiklerimiz-l/dwig-mies-van-der-rohe

  • http://www.arkitekt/el.com/farnsworth-evi/

  • https://www.yo/t/be.com/watch?v=PYSPk-kGIhY

  • http://www.arkitekt/el.com/farnsworth-evi/

 

Katılımcılar:

 

  • Aslı DARICI

  • Dilara BİRSEN

  • İbrahim ERGİN

  • Mehmet Emin PARLAKÇI

  • Melek Gizem ÇATAROĞLU

  • Furkan Yaşar GÜMÜŞ

  • Mehmet Ali ÖRNEK

  • Diler Zeynep ESENKAL

  • Semih ÇÖMLEK

  • Mehmet KARADENİZ

  • Hanna VESNİC

  • Berna DERE

  • Kerem Ali KOÇHAN

  • Su Öyküm ÖZDURAN

  • Elif EBRU

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Tanıtılan Yazılar

I'm busy working on my blog posts. Watch this space!

Please reload

Son Paylaşımlar

April 22, 2020

May 6, 2019

Please reload

Arşiv