Bernard Tschumi

July 5, 2018

 

OLAYLAŞAN MEKANLAR

 

‘‘Mutlak gerçek yoktur, sadece sonsuza kadar devinen yorumlar vardır.’’

 

Bernard Tschumi

 

Mimarlık, şehircilik, peyzaj mimarlığı gibi disiplinler arası ilişkilerin artışı ve gelişen teknoloji nedeniyle tasarım anlayışı da sürekli yenilenmektedir. Bu yenilenme sürecinde sınırların ortadan kalkmasıyla kaynaşan kentsel ve mekânsal tasarım söylemleri felsefeyle içselleştirilmiştir. Le Corbusier’in ‘rasyonel’, Aldo Rossi’nin ‘anolojik’ gibi kavramlarla ifade ettiği mimarlık, 1944 doğumlu İsviçre ve Fransız kökenli Tschumi ile ‘olay’ kavramına dönüşmüştür. Bu kavrama felsefi yönüyle yaklaşan Derrida, olay için kişinin mekanı sorgulayıp yeniden anlamlandırmasını sağlayan bir keşif olduğunu belirtmiştir ve Derrida’nın düşüncelerinden etkilenen Tschumi için üç kavram vardır: Olay, zaman ve mekan.

 

Tschumi’ye göre program, sosyal davranış ve alışkanlıklara dayalı durumlar; olay ise beklenmedik eylemlerdir. Olay nedeniyle bozulan düzeni ‘ banyoda yemek yapmak’ veya ‘mutfakta uyumak’ olarak ifade eder ve ‘‘Bir şapelin içinde sırıkla yüksekten atlamak mümkün müdür? Geleneksel mekan organizasyonları ile bu sürrealist aktiviteler nasıl bir araya gelebilir?’’ gibi sorular sorar.

 

         Parc de la Villette, Resim © Bernard Tschumi Architects                     Folielerden biri, Resim © William Veerbeek

 

Olay kavramını çevresel koşullarla ilişkilendirerek yazdığı ‘Event Cities’ serisinde ‘mekan, olay, hareket’ kavramları üzerinden ‘kavram, bağlam, içerik’ gibi konulara yönelerek mimarlıkta bağlamın da konuşulmaya başlanmasıyla kentsel ve mimari mekan tartışılmış, ‘mimari şehircilik’ veya ‘kentsel mimarlık’ tanımları ortaya çıkmıştır. Katıldığı kentsel ölçekteki yarışmayı Parc de la Villette projesiyle kazanması sonucu ünlenen Tschumi’nin seçilmesinin nedeni, diğer projelerden farklı olarak bütüncül değil de daha parçalı olarak alana hakim olma isteğiydi. Paris’in ekonomik ve kültürel gelişimine katkı sağlaması istenen yarışmada Tschumi, ’21. yy için kentsel park’ açıklamasıyla karmaşık bir kültür ve eğlence tesisi programlamıştır. Bu program, birbirinden 120 metre uzakta duracak şekilde yerleştirilen, 10x10 metrelik kare planın modifikasyonları olan 27 folieden başka bir şey değildir. Peki bu kadar geniş bir alana folielerle hakim olmak mümkün mü?

 

Paris’teki parkın tasarımındaki mekanlar, yalnızca iklim, topoğrafya, yön veya folielere göre değil, ihtiyaçlar, estetik değerler gibi kültürel özellikleriyle hareket eden insanlara göre biçimlendirilen mekanlardır. Anlam, kişinin deneyimleri ve hareketleriyle koşullandırıldığından, yapı sırasından ziyade deneyim sırasına göre tüketilir. Programlardaki gizlenmiş potansiyelleri ortaya çıkarmayı hedefleyen Tschumi, parkta sunmaya çalıştığı görsel çoğulluğu şu şekilde ifade eder: ‘‘Mutlak gerçek yoktur, sadece sonsuza kadar devinen yorumlar vardır.’’

 

Parc de la Villette projesinin grafik tasarımında ifade ettiği noktalar, aralıklara dağıtılan aktivitelerle; çizgiler hareket sistemleriyle; yüzeyler ise mekanlarla eşleşir. Kullandığı kırmızı renk üzerine çokça tartışılmasıyla yayınladığı ‘Red is not a color’ kitabında ‘‘Katmanlar neden kırmızı? Neden sarı veya turuncu değil?’’ sorularına renklerin farklı olayları ve anlamları ifade ettiğini, her projenin bir kavramı olduğunu ve meselenin bu kavramı nasıl güçlendirileceği olduğundan bahsetmiştir. Renk kullanımı onun için yalnızca bu kavramın güçlendirilmesi için bir araçtır, tıpkı çizgi veya nokta kullanımı gibi.

 

    Rouen Konser Salonu, Resim © Tschumi            Akropolis Müzesi, Resim © NPR               Alesia Müzesi, Resim © Dezeen

 

Olay, zaman, mekan, program gibi kavramlar üzerinde tasarımlarını ve mimarlık söylemlerini gerçekleştiren Tschumi, Paris’te Bernard Tschumi Architects (BTA) ofisini açmasından mı billinmez, daha sonra inşa edilen Rouen Konser Salonu ve Gösteri Merkezi, Mavi Rezidans Kulesi gibi yapılarında Parc de la Villette’deki kadar fikirlerini yansıtamamıştır. Eleştirilere ‘‘Kavram her ikisinde de aynı ise, bina ikisinde de aynı mıdır?’’ diyerek karşılık vermiştir. Bu yapıların aksine programlara göre tasarlanan Akropolis Müzesi’nde, temeli mevcut arkeolojik kazılar üzerinden sütunlarla yükselirken, üst bölüm Friz mermerleri ve heykellerinin bulunduğu Parthenon galerisinden oluşmuştur. Müzede mekanların birbiriyle ilişkili ancak birbirinden bağımsız çalışması ve programa göre tasarlanması nedeniyle fikirlerini yansıttığını söyleyebiliriz. Bir başka yapısı olan Alesia Müzesi ve Arkeoloji Parkı da Roma ve Galyalıların savaş sürecinden etkilenerek tasarlanmış, ahşaptan yapılan çeper içine ek bir yapı ile mekanlar çözümlenmiş, yapının üstü ağaçlarla kamufle edilmiştir. Basitliği, tarihin ön plana çıkışı ve kırmızı folielerde yansıtmayı amaçladığı fikirlerle karşılaştırdığımızda, Tschumi için ‘görünür ve görünmez olmak’ projenin paradoksu ve meydan okumasıdır.

 

Şu sıralar Biology-Pharmacy- Chemistry ‘Metro’ gibi yeni projeler üzerine çalışan Tschumi’nin, zamana bağlı olarak dönemin değişen özellikleri, teknolojinin gelişmesi, sürdürülebilirlik gibi koşullar nedeniyle söylemlerini ifade etmekte zorlandığını söyleyebilir miyiz? Bir kavramı değiştirmeden ne kadar farklı proje çıkarabilir?

 

Gebze Teknik Üniversitesi Bernard Tschumi Buluşması (2018). Mimarlar Ne Der +?

 

Buluşmadan önce katılımcılara sunulan kaynaklar:

 

 

 

Katılımcılar:

  • Eda Esen

  • Gamze Sarı

  • Gizem Aliçay

  • Oğuzhan Kaya

     

     

     

     

     

     

     

     

     

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Tanıtılan Yazılar

I'm busy working on my blog posts. Watch this space!

Please reload

Son Paylaşımlar

April 22, 2020

May 6, 2019

Please reload

Arşiv